|
Şub 16
|
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması, MİT kanununda değişiklik teklifi ve özel yetkili mahkemeler gibi gündemki konular hakkında açıklamalarda bulundu
15 Şubat 2012 Çarşamba, 14:46:04
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ”Biz 75 milyon insanımızı bir görüyoruz. Onlara cemaat gözüyle, tarikat gözüyle, STK gözüyle bakmıyoruz, bakmamız da yanlış olur. Ama toplumun içinde yaşayan insanlar kendilerini bir cemaate, bir tarikata, bir STK’ya başka bir şeye yakın görebilir. O da saygıya layık bir şeydir” dedi.
Bozdağ, CNN Türk televizyonunun canlı yayınına katılarak gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un, hakkındaki dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca istenmesi ve yargılamanın Yüce Divan’da yapılması talebini reddetmesini nasıl değerlendirdiği sorusunu yanıtlayan Bozdağ, şöyle konuştu: ”Yargıtay Başsavcılığı müracaat üzerine bir karar verdi. O karar kamuoyunda tartışılacaktır. Anayasanın 145. maddesi devletin güvenliğini, anayasal düzeni ve bu düzenin işleyişine karşı işlendiği iddia olunan suçlarla ilgili davaların herhalde adli yargıda görüleceği hükmüne amirdir. Anayasada böyle bir hüküm var. O yüzden savcılığın verdiği karar açısından anayasadaki bu hükümle beraber baktığınızda, isnat edilen suçlara baktığınızda o suçlar bu hüküm kapsamında görülen suçlar. O yüzden burasıyla öbürünü birbirine karıştırmamak gerekiyor. İkisi aynı şey değil. Birisi göreviyle ilgili suçlardan bahsediyor. Anayasada diyor ki, 145. madde, orada askeri suçları tanımlıyor, askerlik hizmet ve göreviyle ilgili suçları tanımlıyor ve onun da istisnasını koyuyor. O açıdan anayasanın 145. maddesiyle 148′i mutlaka birlikte değerlendirmek lazım. 145′deki bu cümle hem 148′in hem de 145′in kendisinin istisnasıdır.”
KATALOG SUÇLAR
Bozdağ, ”Katalog suçlarda bir izin mekanizması olacaksa bu devletin tüm üst bürokratları için olmalı mı olmamalı mı? Şahsi fikriniz nedir?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: ”Hayır. Ben katalog suçlarla ilgili bir izin mekanizmasının bütün herkesle alakalı olmasını ben kendi açımdan doğru görmem. Oradaki işin niteliğiyle alakalı. Oradaki düzenleme ve yapıyı birbirinden ayırmak lazım. Özel birtakım görevlerle ilgili ülkenin güvenliğiyle alakalı gerçekten stratejik birtakım görevlerle alakalı düşünülebilir. Zaten bizim sistemimizde izin var. Pekçok devlet memurlarının izinsiz yargılandığı bir yapı yok. Katalog suçlarla ilgili bir istisna var. Onun dışında bir de Yolsuzlukla Mücadele Kanunun çerçevesinde bir istisna var. Diğer konularla ilgili de stratejik birtakım görevlerde bulunanlarla ilgili bir izin sistemine ihtiyaç var. Zaten bu MİT Kanunu’nda var. 26. maddesi zaten görevin niteliğinden doğan suçlar veya görev sırasında işlendiği iddia olunan suçlarla ilgili takibat Başbakan’ın iznine bağlıdır diyor. Açık hüküm var”
“BAŞBAKAN’A DÖNÜK BİR HEDEF OLARAK GÖRMÜYORUZ”
”Özel yetkili mahkemeler ihtiyaç bittiğinde ortadan kalkar” değerlendirmesinde bulunduğu hatırlatılarak, bu ihtiyacın ne zaman biteceği sorulan Bozdağ, bunu şimdiden öngörmenin mümkün olamadığını söyledi. Dileğinin bu ihtiyacın hızla ortadan kalkması olduğunu, ancak bu durumun terör ve organize suç örgütleriyle mücadeleyle ilgili bir konu olduğunu belirten Bozdağ, özel yetkili mahkemelerin Ergenekon ve Balyoz gibi davalar için kurulmadığının altını çizerek, ”özel bir takım durumlar için kurulmuş mahkemeler” olarak tanıtmanın yanlış olacağını söyledi.
Bekir Bozdağ, ”Bu son olayda hedef başbakan mıydı? Çünkü hep ‘Hakan Fidan ifade vermeye gitseydi yetkiyi kimden aldığı sorulacaktı. Başbakan diyecekti. Bunun ucu başbakana dokunacaktı’ deniliyor. Bu iddiayı nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki soruya da ”Hayır. Muhalefet partileri, basında birtakım haberciler, yorumcular bu değerlendirmeleri yapıyor. Bu onların görüşleridir. Biz öyle görmüyoruz. Yargı birtakım yerleri hedef alarak görev yapmaz. Yapması da fevkalade yanlış olur. Yargı kendi içerisinde yasalarla ilgili verilen görevleri yapıyor. Biz bunu sayın başbakana dönük bir hedef olarak görmüyoruz” karşılığını verdi.
“ÜLKEDE ERKLER KAVGASI VAR MI?”
TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in açıklamaları hatırlatılarak ”Ülkede bir erkler kavgası mı var?” sorusunu da yanıtlayan Bozdağ, ”Türkiye’de erkler kavgası şu an itibarıyla yok. Dün de yok. Kurumlar arasında belli konularda farklı görüşler olabilir. Bunu siz kavga olarak alırsanız o zaman herkesin aynı görüşte olduğu bir yapıyı arzu ediyorsunuz demektir. Bu kavga değil demokrasinin doğal bir sonucu… Birileri böyle bir arzu içerisinde, karmaşa olsa diye temennisi olan çok var. Ama bu temenniler Türkiye’de çok yapıldı AK Parti iktidara geldiği günden bu yana. Ama netice almadı. Bundan sonra da almaz. Erkler arası kavga söz konusu değil. Farklı görüşler olmuş olabilir” diye konuştu.
“CEMAATLE, ŞUNLA, BUNLA…”
”Cemaatle AK Parti arasında kavga var mı?” şeklindeki soruyu da yanıtlayan Bozdağ, şöyle konuştu: ”Bu konuyu herkes değerlendiriyor, çok şeyler de söylüyorlar. ‘AK Parti ile şunların arasında kavga var, bunların arasında kavga var, kurumların arasında kavga var’. AK Parti ile herkes birilerini kavga ettirmek istiyor. ‘Biz bunları bir türlü götüremiyoruz, bir türlü siyaseten bunların üstesinden gelemiyoruz, sandıkta da yenemiyoruz, biz bunları şunlarla kavgalı yapsak, bunlarla kavgalı yapsak’… Müthiş bir kavga olsun diye dua eden grup var. Herkesle AK Parti’yi kavgalı göstermek isteyen bir grup var. Biz milletimizin önünde bir partiyiz. Yüzde 50 bu milletten destek almış bir iktidarız. Kavga içerisinde olanların kurumlarla, toplumla, farklı görüşlerde olanlarla kavga içerisinde olanların böylesi bir toplumsal desteği bulmaları mümkün değil.”
Bozdağ, ”Cemaatle ilişkileriniz iyi mi?” sorusunu yanıtlarken de ”Cemaatle, şunla, bunla… Onu basın değerlendiriyor. Biz 75 milyon insanımızı bir görüyoruz onlara cemaat gözüyle, tarikat gözüyle, STK gözüyle bakmıyoruz, bakmamız da yanlış olur. Ama toplumun içinde yaşayan insanlar kendilerini bir cemaate, bir tarikata, bir STK’ya başka bir şeye yakın görebilir. O da saygıya layık bir şeydir. Biz politikalarımızı oluştururken kendi ilkelerimiz, kendi parti programımız çerçevesinde oluşturuyoruz. Miletimizin önüne öyle çıkıyoruz. Birtakım hesaplarla iş yapmıyoruz. Birileri hesaplarla iş yapıyor, bu konularda da hesap yapıyor. 10 senedir diyorlar ama bir türlü temennileri gerçekleşmedi” ifadelerini kullandı.
”Poliste ve yargıda bir cemaat yapılanmasının olup olmadığı”nın sorulması üzerine de Bozdağ, böyle bir şeyin mümkün olamayacağını söyledi. Ülkede herkesin eşit vatandaş olduğunu ve memuriyete giriş koşullarının da belli olduğunu vurgulayan Bozdağ, buna kimsenin müdahalede bulunamayacağını söyledi.
“BUGÜN KONUŞANLAR FERHAT SARIKAYA OLAYINDA NEREDEYDİ?”
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ”Bugüne kadar pekçok soruşturmada, soruşturmanın gizliliği ihlal edilmedi mi? Pekçok davada iddianameler bile kabul edilmeden, deliller, bilgiler pekçok davada gazetelerde yayınlanmadı mı? Başka savcılar hakkında belki soruşturmalar yapıldı ama soruşturmanın gizliliği ihlal edilmedi mi? Dolayısıyla baktığımızda başka savcılar, belki inceleme başlatılmadığı için kamuoyu tarafından bunu çelişki olarak görülmesine ne diyeceksiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi: ”Türkiye’de pekçok olaya baktığınızda pekçok kişi ikiye bölünüyor. Şöyle baktığımızda, işte Ferhat Sarıkaya olayı vardı. Bugün bu sorgulanıyor. Bu soruları soranlar, kürsülerde konuşanlar Ferhat Sarıkaya ile ilgili hadiseler olduğu zaman neler söylüyorlardı? Ayakta alkışlamadıkları kalmıştı. Şimdi bugün başka şeyleri söylüyorlar. Bu, ikisi de esasen yanlış bir şey.
Soruşturmanın gizliliği esastır, bunu kim ihlal ederse etsin, bunu ihlal eden tespit edildiği takdirde bunun karşılığı ne ise onu görmesi lazım. Çünkü soruşturma sürerken kişiler nelerle suçlanıyor, buna dair deliller ne, cevaplar ne? Kendisini savunma hakkı var. Bütün bunlar belli bir olgunluğa ulaşmadan dava açılacak noktaya gelene kadar tabii onunla ilgili süreler var, gizliliğin istisnaları var. Bütün bunlarla beraber değerlendirmek lazım.
Ben, dün başka davalarla ilgili soruşturma konuları piyasaya çıktığında ondan hiçbir zaman memnunluk duymadım. Kim, bir dosyanın içinde yer alan bir bilgiyi soruşturmanın gizliliği safhasında ortaya çıkıyorsa, orada bir şey vardır. Ortaya çıkan şey, eğer dosyanın içinden de çıkıyorsa o zaman bunu sızdıran birileri var. Bu birileri kimse, bu davada varsa burada, başka davalarda varsa başka davalarda da eğer tespit edilirse o zaman onlarla ilgili de her türlü hukukun karşılığı ne ise onun yapılması herkes için de lazım. Yani biz, ‘filan dosyada bunlar sızdırıldı, sızdıranlar iyi yaptı’ demedik, dememiz de mümkün değil, çünkü hukukun koyduğu kural bütün davalar için geçerlidir. O zaman da sızdırma yapıldığında veya başka şeyler yapıldığında biz hiçbir zaman; ‘çok iyi oldu, bunlar sızdırılıyor, iyi oluyor’ demedik. Benim de yok, başka arkadaşlarımın da bu yönde açıklaması yok. Çünkü soruşturmanın gizliliğini ihlal, ister soruşturmayı yürüten yargı görevlileri tarafından veya onların emrinde çalışanlar tarafından, isterse yargı görevi yapanlara yardımcı olan adli kolluk tarafından yapılsın, kim tarafından yapılırsa yapılsın yanlıştır, hukuka aykırıdır. Bunun himayesi, bunun savunulması düşünülemez. Biz bu konuda dün de aynı noktadayız, bugün de aynı noktadayız. Hiçbir şeyimiz yok. Bu konuda savcıyla ilgili inceleme başlatılması da bizim tasarrufumuz değil, HSYK’nın tasarrufudur. Savcının soruşturmadan el çektirilmesi, başka soruşturmalarda görevlendirilmesi de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı bir şey…”
OPERASYONCULAR – DİYALOGCULAR
Bozdağ, ”Oslo görüşmelerine kim karar verdi? Sadece hükümet, siyaset mi? Yoksa bu konu MGK’da ele alınmış bir devlet kararı mı?” sorusunu ”Ben yeni hükümet döneminde biliyorsunuz göreve aldım. Onunla ilgili bir bilgim yok” diye yanıtladı.
Başbakan Yardımcısı Bozdağ, ”MİT içinde ‘diyalogcular’ ve ‘operasyoncular’dan söz ediliyor. Bu devlet içinde Kürt sorununun çözümünde iki farklı kanattan söz ediliyor. Bir iddiaya göre başbakanın nisan ayında bir çözüm hamlesi başlatacağı ve bununla da bu hamlenin engelleneceği ifade ediliyor. Hükümetin böyle bir çözüm hamlesi var mıydı? Siz devletin içinde ‘operasyoncular’ ve ‘diyalogcular’ şeklinde iki kanat olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine de şunları söyledi: ”Şimdi tabii rivayet çok… Rivayet muhtelif diyorlar ve gazetelerde yazandan, rivayetlerden hareketle yorumlar yaparsak, kimse evinin yolunu bulamaz. Bu olaylar üzerine komplo teorileri ortaya çıkarıldı ki o kadar da teorilerin hepsi kendi içerisinde işte tutarlı bir şekilde izah yapılır ki, bir bakıyorsunuz diyelim bir teoriye, ‘aa olabilir’ diyor insanlar okuyor, öbürünü okuyor ‘bu da olabilir’, diğerini okuyor ‘bu da olabilir mi’… O zaman biz bu kadar komplo teorilerine inanırsak, rivayetlere göre hareket edersek, evin yolunu bulamayız.
Hükümet komplo teorilerine göre, rivayetlere göre, ortaya çıkan dedikodulara göre hareket etmez, etmesi de mümkün değil. Hükümet gerçek bilgiye göre hareket eder, çünkü gerçek bilgiye ulaşma imkanı hükümetin elinde her zaman vardır. Bu gerçek bilgi ne ise onunla ilgili veriler ne ise ona bakar, ona göre alınması gereken tedbir varsa onu alır, atılması gereken adım varsa onu atar ve gerçek bilgiler üzerine, gerçekler üzerine politikaları kor. Bunların hepsi senaryo, senaryo üzerine yorum yapmak da politika yapmak da Türkiye’nin hayrına değildir.”

Son Yorumlar